bodrum escort kızlar

GÖLPAZARI HAYVAN VE EMTİA PANAYIRI « Gölpazarı Haber Portalı

1 Aralık 2022 - 01:35

GÖLPAZARI HAYVAN VE EMTİA PANAYIRI

reklam
GÖLPAZARI HAYVAN VE EMTİA PANAYIRI
Son Güncelleme :

26 Haziran 2022 - 0:01

1.611 kez okundu

Bir masalım var, içi odun pazarı
Ortası un pazarı, dışı deri pazarı
Gölpazarı Bilmecesi

Panayır, kelime anlamı olarak “ Belli bir yörede kurulan büyük ticari Pazar” anlamına gelir ve kuruldukları yerlerde kendilerine genişçe yeşil bir çayırlık alan arar. Panayırlar ticari bir yapıdan çok sosyal ve kültürel canlılığı arttırmak için düzenlenen önemli bir etkinliktir. Bu nedenle Eylül ayının 1-4’ü arasında yılda bir kez düzenlenen panayırın bölge insanının ya-şamında vazgeçilmez önemli bir yeri vardır. “Ahmet abi geçen panayırdan iki gün önce evlendi, Nayle abanın torunu falanca sene panayırda doğmuştu” gibi karşılıklı konuşmalar-da geçen buna benzer sözleri çokça işitmişinizdir. Bu sebepledir ki Panayır denildiğinde Gölpazarı ve köylerinde akan sular durur ve Eylül ayı özlemle beklenir.

İlçemiz de her yıl tüm halkın katılımı ile Eylül ayının 1’inde başlayıp 4’ünde sona eren üç gün süreli ticari ve eğlence amaçlı “Hayvan ve Emtia Panayır”ı gerçekleşir. 2022 yılı itibari ile 87’ncisi düzenlenecek olan kasaba panayırımız Cumhuriyet döneminde kurulan ilk öncü panayırlardandır. Cumhuriyet dönemi ile birlikte daha geniş çaplı yaygınlaşmaya başlayan panayır geleneği Gölpazarı’nda da etkisini göstermiş ve ilk panayırımız yılda bir kez kurul-mak üzere 1935 yılında düzenlenmeye başlamıştır.
Gölpazarı Hayvan ve Emtia Panayırı’na ait en eski yazılı belge 13 Eylül 1937 tarihli Tan Gazetesi gazetesinde karşılaştığımız Gölpazarı Panayırı ile ilgili bir gazete kupürüdür.“Bura panayırı üç gün devam ettikten sonra kapanmıştır. Bu sene panayırın evvelkilerden kalabalık olduğu, Yenişehir ve Adapazarı gibi uzak yerlerden de gelenler olduğu görülmüş-tür. Belediye, geçen senekinden biraz fazlası ile panayırdan 400 lira küsur varidat temin etmiştir.”
Gölpazarı, (TAN Gazetesi)

İlave olarak belgelerine erişemediğimiz 5 Eylül 1935 tarihli Bilecik ve 15 Ağustos 1959 tarihli Bozüyük haftalık müstakil siyasi gazete gazetelerinde de Gölpazarı panayırını konu eden yazılar mevcuttur.
Panayır için özellikle Eylül ayının seçilmesi oldukça anlamlıdır. Memleket insanımızın ekse-riyeti Çiftçilikle uğraştığından Eylül ayı onlar için hasat zamanının sona ermiş olması anla-mına gelir. Eylül ayı, yapılacak düğün ve dernekler için hem alışveriş hem de dinlenme zamanıdır. Ayrıca Eylül ayı Bilecik ve yöresi için tarihi bir gün olma özelliği taşımaktadır. Eylül ayı, Bilecik ve yöresinin Yunan işgalinden kurtulduğu önemli tarihlerden biridir. Bü-yüklerimiz, kurtuluş gününü daha bir çoşkun kutlamak istediklerinden olsa gerek Panayır’ın özellikle Eylül ayında düzenlenmesini tercih etmiş olamazlar mı!?
Kasabamız da kurulan panayıra at ve öküz arabaları eşliğinde ya da münferit olarak katır ve eşeksırtlarında gelen köy ahalisi, şayet kasaba merkezinde kalacak hısım ve akrabası var ise birkaç günlüğüne tanıdıklarına misafir olurlar şayet yoksa yanlarında getirdikleri yatak ve döşekleri serer panayır süresince arabalarında kalırlardı. Bu dört günlük süre zarfında ihti-yaçları olan eşyaları panayırdan tedarik eder bu kez de gelecek olan düğün ve dernek tela-şına girilirdi.

Gölpazarı’nda panayır alanı genişçe bir gezinti alanı sunar. Horhor çeşmeleri civarından başlayarak kurulan emtia sergileri yol boyunca Salı pazarına kadar uzanır. Salı pazarının iç kısmında ve civarında tekstil ürünlerine ait sergiler boylu boyunca yer alır. Pazarın arka kısmında ise büyükçe bakır kazanlar ile kazan tamir bölümleri yer alırdı.
Kavaklık denilen boş alanda ise eğlence panayırı kurulur, hemen ilerisinde bulunan kavaklı park ise hayvan pazarı olarak değerlendirilirdi.

Panayır‘ın eğlence mevkii zaman zaman harman yeri olarak tabir edilen günümüz futbol sahasının bulunduğu kovalık ve geniş alana tesis olsa da, bu alana kurulan eğlence panayırı-nın emtia malzemelerinin satıldığı bölgeye olan uzaklığı halk ve esnaf arasında hoşnutsuzlu-ğa neden olmuş ve eğlence panayırı kavaklık alanına kurulmaya devam etmiştir.

Harman yeri (Kovalık) olarak tabir edilen çayırlık alan da zamanında karakucak gü-reşlerinin düzenlendiği, Mehmet Güçlü, Kara Ali, Arap Mustafa, Akif Dağdeviren, Abdul-lah Gacar gibi zamanının ünlü pehlivanlarının bu müsabakalarda boy gösterdiğinden ayrıca bahsedilmektedir.
Harman yerine kurulan eğlence panayırının emtia malzemelerinin satıldığı bölgeye olan uzaklığı halk ve esnaf arasında hoşnutsuzluğa neden olmuş ve eğlence panayırı günümüz yerinde kurulmaya devam etmiştir. Panayırda tarım ve hayvancılık sektörünün temel ihtiyaç malzemeleri dışında tekstil ve mutfak ürünleri de oldukça rağbet görmektedir. Karaahmet-ler köyünden İsmail Çınar panayırla ilgili hatıralarından şöyle bahseder:
“Harmandan kalkılmış, bağlar bozulmuş, meyveler toplanmış, kasaba da kurulan pana-yırdan alışveriş yapılarak eksikler giderilecek düğün dernekler öyle başlayacaktır. Panayır yaklaştıkça özellikle köy çocuklarının heyecanı artardı. Panayırda salıncaklara, kayıklara, çarpışan otolara binilecek; Köfte ekmek, kâğıt helva dondurma yenilecek, soğuk gazoz içile-cek. Panayıra sadece Gölpazarı’nın, Yenipazarı’nın değil; Göynük’ün, Taraklı’nın, Gey-ve’nin, Söğüt’ün, Bilecik’in, Osmaneli’nin köylerinden de traktörlerin kasasına doluşan ka-dınlı, erkekli, çocuklu köylüler akın akın gelirlerdi. Panayırda hem eğlenilir, hem de alış veriş yapılırdı. Panayır çok kalabalık olur, hele 2‘nci günün gecesi iğne atsan yere düşmez-di.”
Panayırın olmazsa olmazı eğlence boyutu idi. Gün boyu yapılan alışveriş sonrası akşam ezanı ile başlayan soluklanma süresi akşam serinliği ile birlikte panayır alanını tekrar mahşeri bir kalabalığa dönüştürürdü.
Eğlence panayırında en çok rağbet gören ve merak uyandıran sergiler ise; Uçan daire, Tahta kayıklar, Köfteciler, Uçan motorsiklet, Halkacılar, Mandrake/ Şah-mat gibi hokka-bazlar, Falcı kadınlar, İp cambazları, Aç aç çadırları, Kurusıkı tüfek nişangâh alanları, Lan-gırt oyunları, Gösteri çadırları, Üç gol karşılığında alınacak bir paket sigara için genç kızla-rın koruduğu kaleye çekilen penaltılar vs.” gibi eğlence mekânlarıydı.

Panayır alanı boyunca dolaşan destancılar ise panayıra apayrı bir hava katardı. Genç bir delikanlının elinden tutarak eşlik ettiği gözleri görmeyen yaşlıca bir kadının yaktığı ağıtlar hala kulaklarımızda yankılanır.
Özellikle genç delikanlıların rağbet gösterdiği “Aç aç çadırları” bıyıkları terlememiş biz er-kek çocukları için merak uyandıran mekânların başında gelirdi. Gecenin loş karanlığından ve kalabalıktan faydalanarak çadırın arka köşelerinden bir baş sokumu bulduğumuz boşluk-tan yakalanmak pahasına içeriyi izlemek için çok defalar kötek yediğimiz olurdu.

“Bir panayır günü birkaç kopil (Tdk: Arsız sokak çoçuğu. Köken: Rumca) “Aç aç çadı-rı”nın etrafında toplanmış içeriye nasıl gireceğimizin planlarını yapmaktaydık. Çadırın önü tıklım tıklım idi. Örnek aldığımız ağabeylerimizin tekmili bir den sıraya girmiş biz de ağzı açık olanları izliyorduk. İçimizden biri çadırın arka köşelerinde kafasını sokacak kadar bir boşluk bulmuş hemen yanımıza koşmuştu. Sırayla içeri girecektik. O uzun boylu kalabalıkta her nasılsa bizi kimse fark etmez diye düşünmüştük. Nihayet ben dâhil üç kişi çadırdan içeri-ye girmeyi başarmıştık.
Sahne de dansöz kıyafetli oldukça alımlı beyaz tenli tombulumsu bir genç kız hareketli bir müzik eşliğinde dans ediyordu. Oyunun en hareketli yerinde her ne olduysa birden yüksek sesle “Aç! Aç!”, diye hararetli bağrışmalar duyduk. Sahnede ki dansöz yavaşça elini göğsü-ne götürüyor, sutyenini tam çıkartacakken birden geri çekiyordu. “Aç! Aç!” nidaları ortalı-ğı kasıp kavuruyordu. Bu nidalara karşılıksız kalmayan dansöz elini göğsüne bir kez daha götürdü. Ortalık birden sessizleşti. Gözler sahnede ki dansözün üzerindeydi. Derken kulakla-rımın arkasından bir yanma hissettim. Arkamı döndüğümde çok yakinen tanıdığım bir ağa-bey bizi görmüş, tekme tokat çadırdan dışarı atmıştı.” Bu hadise “Aç aç çadırlarını” son görüşüm olacaktı.”
Fakat panayırların en gözde eğlencesi tahta kayıklarda sallanmaktı. Kayıklara binmek için sıra beklediğimizde kendi aramızda, “Falanca öyle bir sallanmış ki kayık çevresinde bir atmış.” , gibi olağanüstü bir olayı anlatırcasına fasıllar geçilirdi. Tahta kayık salıncaklarında yaşanan en üzücü olay ise sürenin çok çabuk sona ermesiydi.

Tahta kayıkların bitimine yakın söylenen güzel bir tekerlemeyi hatırlatalım isterim.
“Kayık salıncaklarının biniş süresi dolunca sahibi, “Anası, babası, bu da en sıkı cabası!”, diye ünler ve ardından yüksek sesle “CABA!” diye bağırarak yerdeki fren görevi yapan tah-ta rampayı yükseltirdi. Rüya böylece sona ererdi.”
Panayırın son gününe kadar biriktirdiğimiz harçlıkları harcar gidemediğimiz, alamadığımız şeylere imrenerek bakar “İnşallah sonra ki panayıra” diyerek evli evine köylü köyüne birik-tirilen anılarla dönülürdü.Bu haftaki yazımızı da bir Gölpazarı Bilmecesi ile sonlandırmak isterim. Gelecek hafta Fatma Anamızın Eli’de denilen Üzerlik Otu ile ilgili başka bir yazı-mızda görüşmek dileğiyle. Hoşçakalın.
Çit öte, çit beri
Çit altından, süt verir
Gölpazarı Bilmecesi
Hasan TAŞCI
Araştırmacı Yazar
Gölpazarı – 26.06.2022

 

reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.