KURTULUŞA GİDEN YOLDA GÖLPAZARI « Gölpazarı Haber Portalı

30 Eylül 2022 - 00:44

KURTULUŞA GİDEN YOLDA GÖLPAZARI

reklam
KURTULUŞA GİDEN YOLDA GÖLPAZARI
Son Güncelleme :

07 Ağustos 2022 - 11:06

317 kez okundu

Girizgâh
Merhaba sevgili Gölpazarı’lı hemşerilerim. Bildiğiniz üzere ülkemiz Birinci Cihan Savaşı sonrası yapılan Mondros Ateşkes anlaşması (30 Ekim 1918) ile fiilen düşman kuvvetleri tarafından işgal edilmeye başlanmıştır. Yaklaşık beş yıl süren bu utanç ve esaretten kurtulma mücadelesi Ulu önderimiz M. Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkmasıyla fiilen ateşlenmiş ve 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması ile son bulmuştur. Yüce Türk ulusu, kazanılan zaferle kim olduğunu, zor zamanlarında nasıl bir araya gelindiğini ve neler yapabildiğini dosta düşmana bir kez daha göstermiştir. Unutulmamalıdır ki tarih tekerrürden ibarettir. Bu nedenle her daim uyanık her daim birlik ve dirlik içinde olmak temel prensiplerimizden biri olmalıdır.

Milli Mücadele döneminin belki de en fazla işgale uğrayan, en fazla hasar gören bölgelerinden birisi de Bilecik ve yöresi olmuştur. Yöremiz; bulunduğu coğrafi konumu, ana geçiş noktaları üzerinde bulunması ve Ankara demiryolu ağının bu bölgeden geçmesi nedeniyle, Anadolu’yu işgal hazırlığında ki işgal güçlerinin hedeflerinden biri oluyordu. Bilecik, Milli Mücadele döneminde Yunan ordusu tarafından üç kez işgale maruz kalacak ve neredeyse 3/2’si yakılıp yıkılacaktı. 9 Eylül 1919’da İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgal edilmesi ile başlayan kara bulutlar artık Bileciğin üzerinde dolaşıyordu.
Bilecik, Yunan ordusu tarafından 8-11 Ocak 1921 tarihine ilk kez işgal edildi. “Ateş ve kan fırtınaları arasından kaçabilenler kaçıp canlarını kurtarmış, kaçamayanlar kahpe Yunan’ın kötü emellerine kurban gitmişti. Bilecik bu ilk işgale hazırlıksız yakalanmıştı.
Bunlardan biri de Gündüzbey köyünden Zeynep’ti. Kocası, Milli kuvetlere mermi taşımaya gitmişti. Köyünde 15’li güllüsü ile 13’lük sümbülü ile bir başınaydı. Düşmanın ani saldırısı esnasında tarlada olduğundan, Zeynep dağlara kaçarak canını zor da olsa kurtarmıştı. Ya! Güllüsü? Ya! Sümbülü?
⦁ Aman Bacı! Kızlarımı gördün mü? Nerededir, bilir misin?
⦁ Ah bilmem kızım, bilmem yavrum!
Öbür taraftan birisi:
⦁ Ah, ne diyeyim bilmem ki… Büyük kızını bir Yunan askeri saçından sürükleyerek, Gökçay tarafına götürürken “Yetişin” diye bağırıyor, ağlıyordu. Uzaktan görmüştüm.” (Taner Bilgin: Bilecikli Kahraman Zeynep adlı makalesinden)
Yalnızca üç gün süren bu işgal karabulutları ipek Bileciğin yeşil dağları üzerinden bir türlü dağılmak bilmiyordu.
Kara bulutlar sanki gelecek olan kötü günlerin habercisi gibi dağların doruklarında öylece asılı kalmış gibiydiler. Büyük Yunanistan iddiası ile yanıp tutuşan Yunan ordusunun vazgeçmeye gönlü asla yoktu. Ve o kara gün ikinci kez ve daha bilenmiş geldi. 24 Mart-1 Nisan 1921 tarihleri arasında Bilecik bir kez daha işgal ediliyordu. İkinci işgal, Bilecik için yaşanan en kara günlerden birine tanıklık edecekti. Yunan ordusunun hareketini anı anına gözleyen ve elde ettiği bilgileri Ankara’ya rapor eden Bilecik Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Lideri Gölpazarı Şahinler köyü doğumlu Bilecik Müftüsü Mehmet Nuri Efendi’de 7 Nisan 1921’de Eğmedek Tepe’sinde şehid ediliyordu. O günleri 7 yaşında ki çocuk gözüyle yaşayan Lütfiye annemiz şöyle anımsayacaktı.
Bilecik’ten çıktım başım selamet
Eğmedeğ’e geldim koptu kıyamet
Benim çifte yavrularım kime emanet.
Uzun olur Gölpazarı’nın urganı
Müftü Efendi Bilecik’in kurbanı.
Hem Yunan ordusuyla hem de hain çetelerle amansız bir mücadele içine giren kahraman ordumuzun azmi sayesinde İkinci işgal 8 gün sürecekti.
İşgalin ardından sadece üç ay geçmişti. Mevsimin getirdiği kavurucu sıcaklığa Yunan ordusunun ateşten çemberi eklendi. 12 Temmuz 1921’de Karaköy ve Yeniköy düştü. Ah! Gül Nazik? Ne acılar çektin kim bilir?

Karaköy’ün hamamı
Bacadan çıkar dumanı
Yunan bizi sardı da
Kalmadı dizimizin dermanı
Gül Nazik yüzün gülmez
Bizde boşamak olmaz
Göndersek seni emme
Nişanlın kabul etmez
18 Temmuz 1921 akşamı Milli Güçlerimizin Sakarya ve Ankara istikametine doğru geri çekilmesini fırsat bilen Yunan ordusu Bileciği üçüncü kez işgal etti. 14 ay 25 gün sürecek olan bu işgal Bilecik’in en uzun süreli işgali olacak ve Bilecik halkının kalbinde derin yaralar açacaktı. Bu taarruzda Yunan kuvvetleri Bilecik il merkezi, Bozüyük, Pazaryeri ve Söğüt ilçe ve köylerinde pek çok insanlık dışı davranışlarda bulunacaktı. Fakat en acı veren bilhassa yerli Rum ve Ermenilerden oluşan kapı komşularımızın en çok giderken yaptıkları taşkınlıkların, kepazeliklerin acı sonuçlarını bu sayfada sayıp dökmeyeceğim.
4 Eylül 1922’ de Bozüyük ve Söğüt, 5 Eylül 1922’de Pazaryeri ve nihayet 6 Eylül 1922 tarihinin bir Çarşamba günü dutu ipek, efesi Batur ve de pek, adı yurtta bir tek olan; güzelleri şallı, üzümleri adlı, incirleri tatlı, şirin Bileciğimiz düşman esaretinden kurtuluyordu. Kurtuluyordu kurtulmasına da yanmış, yıkılmış evler, fabrikalar ve bunların yer er acı sırıtan iskeletleri…..? Yurt düşman çizmeleriyle çiğnenirken Bileciğimiz hemen hemen en büyük zararı görmüş; Yurdun ve kendisinin bu vaziyetine içten duygularla neredeyse tamamen yanmıştır.
İşte! Bizlerde; atalarımızın bu eşsiz mücadelesini anmak aynı zamanda onların ruhlarını yâd etmek ve genç dimağlara bu kara bulutlu günleri anımsatmak için düşman esaretinden kurtulduğumuz bu günlerin anısına il ve ilçelerimizin yeniden doğuş günlerini her yıl düzenlenen coşkulu törenlerle kutlamaktayız. Bu minvalde, 2022 yılı Bilecik için çok önemli bir yıldönümü olacaktır. Çünkü bu yıl, yeniden doğuşumuzun kalplerimizde yaralar açan o kara günlerden aydınlığa koşuşumuzun 100’üncü yılını hep birlikte kutluyor olacağız.

Peki! Bu çoşkun kutlamalar Gölpazarımız da neden hiç kutlanmaz? Milli Mücadele yıllarında Gölpazarımız da neler yaşanmıştı? Gölpazarı Kurtuluş Mücadelemize hiç mi katkı sunmamıştı?
İşte! Tüm bu soruların cevabını önümüzde ki günlerde girizgâhını yaptığımız tarihsel süreçlere bağlı kalarak gücümüz elverdiğince siz okurlarla paylaşmaya çalışacağız.
Girizgâhımızın başlığını “Kurtuluşa Giden Yolda Gölpazarı” olarak özellikle belirlememin bir nedeni vardı. Çünkü misafirliğe gelip de dönenlerin ardından bir tas su dökmek, komşumuzun iyi gününe de kötü gününe de ortak olmak, Türk töresinin en önemli geleneklerinden biridir.
Bu sahife vasıtası ile yetkililere seslenmek istiyorum. Gölpazarımızın bir kurtuluş günü belki yok (Allah yazmasın.) ama en azından gidenin ardından serpeceğimiz bir çanaklık Horhor suyumuzda mı yok? O karanlık buhran dolu günlerde bir sahan tarhanamızı, kuru ekmeğimizi komşularımızla bölüşmüşlüğümüz var. Ev sahibi olarak gelen misafirlerimize hoşnutluğumuz var. Kurtuluşa Giden Yolda, “Güle Güle” deme örfümüz var.
O halde gelin el ele verin kurtuluşumuzun 100’üncü yılında misafirlerimizin kutlamalarına ortak olalım ve biz Gölpazarı halkı olarak tarihimizde ilk defa misafirlerimizi evlerine dualarla, kutlu toylarla uğurlayalım. Ne dersiniz?
Hasan TAŞCI
Araştırmacı – Yazar (Gölpazarlı)
Bu Şehir
Karışsın ruhuna Edabali’nin
Baharda Hisar’ı ürperten rüzgâr
Benliğimde tükenmez havası var
Ruhumda şiiri parlar bu şehrin.
**
Camiler (Hisar) ve (Aşağı Çarşı)
Gaipten yolcular bekler (İmareti)
Ve bir yolun taa Bağdat’a akışı
Bir sır bacaları kökte memleket
**
Ruhları Şad oldun.. Kırk yedi yatır
Tepeler üstünden bilmem kaç asır
Şehri karşılıklı seyretmektedir.
**
Karışsın ruhuna Edabali’nin
Baharda Hisar’ı ürperten rüzgâr
Benliğimde tükenmez havası var
Ruhumda şiiri parlar bu şehrin.
Hüsnü Yurdusev – 16 Aralık 1946

reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.