KURTULUŞA GİDEN YOL « Gölpazarı Haber Portalı

30 Eylül 2022 - 00:43

KURTULUŞA GİDEN YOL

reklam
KURTULUŞA GİDEN YOL
Son Güncelleme :

06 Eylül 2022 - 10:10

245 kez okundu

 

30 Ağustos 1885 tarihinde Bilecik merkez olmak üzere yeni teşkil edilen Ertuğrul Sancağı, Söğüt, Yenişehir ve İnegöl kazalarından oluşmaktaydı. Rivayetlere göre Osman Gazi tarafından Akçeoba ismiyle kurulan Gölpazarı, 1861 yılına kadar Bursa merkezli Hüdavendigar eyaletinin zaman zaman nahiyesi, bazen de kazası konumundaydı. 1862-1866 yılları arasında Lefke ile birlikte Kocaeli Sancağı’ndan idare olunmasına karar verilse de Lefke ile olan beraberlik uzun sürmedi. Gölpazarı halkının talebi üzerine nahiye tekrar Bursa merkezli Hüdavendigar vilayetine kaza statüsünde bağlandı.

1876-1885 yıllarına gelindiğinde Gölpazarı bu kez Bursa merkezli Hüdavendigar vilayetinin bir kazası olan ve coğrafya olarak kendisine çok daha yakın bulunan Bileciğin nahiyesi olacaktı. 1888 yılına gelindiğinde Söğüd’e bağlanmak istenmiş fakat coğrafi uzaklık idari işlere engel olduğundan bu birliktelik çok kısa sürmüştü.  Gölpazarı; Osman Gazi ve Abdullah Köse Mihal Gazi’nin yadigârı bu kadim kasaba, Ertuğrul Sancağı’nın teşkilinden yaklaşık dört yıl sonra 1889 yılında Bilecik merkezli Ertuğrul sancağına nahiye statüsünde nihayet bağlanabildi. 1889 yılında Bilecik ile başlayan bu birliktelik 26 Haziran 1926 tarihinde Bilecik vilayetinin kazası olarak Cumhuriyetten sonra devam etti.

1918’de Mondros Mütarekesi imzalanmış Anadolu’nun dört bir yanı yavaş yavaş işgal ediliyordu. Bilecik ve yöresi, bulunduğu coğrafi konum, ana geçiş noktaları üzerinde bulunması ve Ankara demiryolu ağının bu bölgeden geçmesi nedeniyle, Anadolu’yu işgal hazırlığında ki işgal güçlerinin hedeflerinden biri oluyordu.

İngiltere başta olmak üzere Anadolu coğrafyasında gerçekleştirilen işgallere karşı özellikle 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgal edilmesiyle birlikte hızını gittikçe arttıran milli direniş hareketleri Ertuğrul Sancağı’nda da etkisini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Gölpazarı Nahiyesi’nde ki milli örgütlenme aslında İzmir’in işgalinden çok daha önce, Birinci Cihan Harbi’nde Nahiye’nin son Naib’i (Sonradan İleri soyadını alacak) Osman Kadı tarafından başlatılmıştı bile. Nitekim bu yıllarda Milli Müdafaa hamiyetlerine yaptığı yardımlar neticesinde ordu Osman Kadıyı bir takdirname ile taltif ediyordu.

19 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgaline kayıtsız kalmayan Gölpazarı halkı işgalden hemen üç gün sonra 1919 tarihinde Dersaadet Zat’ı Sedaretpenahi’ye çektiği ve altında dönemin, ‘Gölpazarı Belediye Reisi İbrahim, Gölpazarı Nahiyesi Umum Ahalisi Namına Müderris Halil Hulusi, Paşazade Ahmet, Ali, Mustafa, Ziya, Hüseyin, Avni, Ali, Ahmet, Mehmet’in imzalarını taşıyan protesto telgrafı’ ile İzmir’in işgali protesto ediliyordu.

İzmir’in işgali ile birlikte başta Bilecik merkez olmak üzere çevre nahiye ve bucaklarda ki mevcut milli direniş hareketleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında birer birer toplanmaya başlamıştı.

Bilecik merkezde oluşturulan örgütlenmenin hemen akabinde yöre halkı yaklaşan düşmandan korunmak için milli örgütlenmeler oluşturuyordu. Pekâlâ, Birinci cihan harbinde Osman Kadı önderliğinde tertiplenmeyi başarabilen Gölpazarı’nda durum neydi?

Gölpazarı Milli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, yeterli bilgi ve belge noksanlığından olsa gerek basılı kaynaklarda yeterince kendisine yer bulamamıştı. Hâlbuki Ertuğrul sancağı bağlısı nahiyeler arasında İzmir’in işgalinden hemen üç gün sonra işgali protesto eden nahiyelerden birisi de Gölpazarı olmuştu. Gölpazarı Naibi Osman Kadı’nın Birinci Cihan Harbi sırasında yaptıkları ortadaydı ve ordu tarafından bir takdirname ile ödüllendirilmişti. İzmir’in işgalinden hemen üç gün sonra çekilen protesto telgrafı bile Gölpazarı’nda milli direnişin İzmir’in işgalinden çok daha önce örgütlendiğinin bir göstergesiydi!

Bilecik Müftüsü Gölpazarı Şahinler doğumlu Mehmet Nuri Efendi içinde Gölpazarı Müdafaa-İ Hukuk Cemiyeti’nin de yer aldığı çevre nahiye ve bucaklara r-Kanunuevvel 336/m-Aralık 1920 tarihli askere alma talimnamesi gönderiyordu.

Yunan ordusu Bileciğe doğru yaklaşıyordu. Tarihler 22 Haziran 1920’yi gösterirken hHalkın bir kısmı gelen düşmana karşı koymak üzere Selöz üzerine yürüyorn diğer kısmı da Eskişehir, Gölpazarı ve Söğüt istikametine doğru hicrete başlıyordu. Göç eden sadece halk değildi. Ertuğrul Sancağı’nın idari yapısı da (Bilecik mutasarrıflığı) Gölpazarı’na taşınıyordu.. Bilecik, artık Gölpazarı’ndan yönetiliyordu. Ertuğrul Sancağı 6 Eylül 1922 tarihine kadar Gölpazarı’ndan idare edilecekti

8 Ocak 1921 akşamı Bilecik-Karaköy-Muratdere hattına kadar gelen Yunan ordusu böylece Bileciği ilk kez işgal etmiş oldu. 8-11 Ocak 1921 tarihleri arasında yapılan bu işgal sadece üç gün sürecekti.  Bu üç günlük işgal süresinde Bilecik halkı işgalin vahşetini yaşıyordu. Yunan ordusu I. İnönü muharebesi sonucunda Yunan ordusu ağır bir kayba uğrayarak 11 Ocak 1921’de hızla geri çekildi.

           II. İnönü Savaşları (24 Mart-1 Nisan 1921) Bilecik bir kez daha işgal edildi. Bilecik halkı ikinci işgal başlamadan hemen önce zorunlu olarak memleketlerini tamamen terk edecek, Gölpazarı gibi daha güvenli bölgelere bir kez daha hicret etmek zorunda kalacakla-rdı. Gölpazarı halkı, yerel göçler esnasında sadece Bilecik halkına değil Yunan ordusu tarafından Bursa ve İznik işgalleri esnasında evlerini terk etmek zorunda kalan halk kitlelerini de bağrına basacaktı.

Kurtuluş savaşını yakından takip eden Gölpazarı halkı, İkinci İnönü Muharebesi’nin (23 Mart – 1 Nisan 1921) zaferle sonuçlanması münasebetiyle İzmir’in işgalinde olduğu gibi Gölpazarı Belediye Riyaseti öncülüğünde, Gölpazarı halkı adına T.B.M.M.’ye bir kez daha bir kutlama telgrafı gönderiyordu.

Yunan ordusunun hayali sona ermeyecekti. İkinci işgalden hemen 3 ay sonra Bilecik üçüncü ve son kez fakat en uzun süreli işgalini yaşayacaktı. 12 Temmuz 1921 tarihinde Karaköy ve Yeniköy’ü işgal eden Yunan birlikleri şehri üçüncü ve son kez işgal ettiler. 6 Eylül 1922 tarihine kadar sürecek olan bu işgal en uzun süreli olacak ve Bileciğin üçte ikisi yakılıp yıkılacaktı.

Bilecik ve çevresi Yunan ordusunun işgali altında inliyordu. Uzun süreli işgal başlamadan hemen önce 7 Nisan 1921’de Bilecik Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Lideri Bilecik Müftüsü Mehmet Nuri Efendi’de II. İnönü zaferinden bir hafta sonra Eğmedek Tepe’sinde şehid edilecekti.

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın, ‘Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.’ emriyle Milli Ordu muharebeyi geniş bir alana yayacaktı. 22 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihleri arasında 21 gün 21 gece süren çetin muharebelerin ardından Türk ordusu büyük bir zafer kazanıyordu.

Gölpazarı halkı, Sakarya Meydan Muharebesi’nin daha ilk gününden itibaren Gölpazarı’nda bulunan mutasarrıflık ile beraber mitingler düzenliyor, Ankara’ya destek telgrafları çeken öncü kasabalar arasında da kendisine yer buluyordu.

Bu telgraftan hemen iki gün sonra 27 Ağustos 1921’de Gölpazarı’nda yine büyük kutlamalar yapılıyor bir kez daha Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir tebrik telgrafı daha çekiyordu.

Milli Mücadele yılları (1919-1922) sırasında Yunan ordusu tarafından üç defa işgale maruz kalan Bilecik ve yöresi geri dönülemez birçok tahribata uğramış,

Müslüman ahali ise Yunan Küçük Asya Ordusu’nun özellikle de bu ordu içerisinde Yunan üniforması altında tertiplenen Rum ve Ermeni çetelerin zulmüne maruz kalmıştı. Bileciğin neredeyse üçte ikisi Yunan ordusu tarafından yakılıp yıkılmıştı. Büyük Taarruz ile birlikte bölgeden kaçan Yunan ordusu sonrası 6 Eylül 1922 tarihinin bir Çarşamba sabahı Gölpazarı’nda misafir edilen Bilecikliler Garp cephesinde ki Kocaeli Grubu’nun arkasından Bilecik Mebusu Mustafa Kemal Güney, Mutasarrıf Adil ve memurinlerden birçoğu hasret kaldıkları evlerine dönmeye başladılar.

 

Necmi Güney; 6 Eylül 1922 tarihinde yaşanan bu acı ve sancı dolu dönüş günlerinden şöyle bahsedecektir;

Fakat artık Bilecik, asır dide (asırlar görmüş) Bilecik değildir. Senelerin, asırların meydana getirdiği kasaba bir kül yığını, bir duman bulutudur. Yer yer tümsekler türemiş, kızıl ateşler ve kül yığınları altında ortalığı is ve yanık kokusu sarmıştır. Gözler enkazdan başka bir şey görememektedir. Öyle ki hiç kimse bulunduğu yeri tanıyamamaktadır.’

Sonuç olarak; 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması ile başlayan vatanın üzerine kara bir bulut gibi çöken günlerde başlayan Müdafaa-i Hukuk, Muhafaza-i Hukuk, Redd-i İlhak, Heyet-i Milliye, vb gibi çeşitli isimler altında kurulan milli direniş örgütlenmeleri, İzmir’in işgal edilmesiyle birlikte Kuva-yi Milliye hareketinde birleşmiştir. Milli direniş hareketlerinin örgütlendiği sancaklardan birisi de Ertuğrul Sancağı olmuştur.

Ertuğrul Sancağı’na bağlı nahiye ve kazalar Milli Mücadele için birer birer örgütlenirken yazılı kaynaklarda bu güne kadar Gölpazarı Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nden söz edilmemesi oldukça düşündürücüdür. O karanlık işgal günlerinin hemen hemen tamamında Bilecik Mutasarrıflığının Gölpazarı’ndan idare edilmişti. Silifke, Ermenek, Kadınhanı, Akşehir, Erbag ve Pozantı’da olduğu gibi Gölpazarı’nda da yapılan mitinglerde milli davanın kazanılması için her türlü fedakârlığın yapılması kararı alınmış, İzmir’in işgali ile başlayan protesto mitingleri, II. İnönü zaferi, Sakarya zaferi öncesi ve sonrası Gölpazarı halkı tarafından düzenlenen coşkulu mitingler, Der-Saadet’e ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyasetine çekilen protesto ve kutlama telgrafları, Bilecik Müftüsü Mehmet Nuri Efendi tarafından bölge Müdafaa-i Hukuk Cemiyet’lerine gönderilen askere alma talimnamesi ile Gölpazarı Milli Mücadele azalarına taltif edilen beyaz şeritli İstiklal Madalya’ları Gölpazarı’nda Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin varlığının birer belgesi niteliğindeydi.

Gölpazarı, bulunduğu coğrafi mevkii, Sakarya Nehri’nin nispeten doğal set görevini üstlenmesi ve bölgede Yunan ordusuna lojistik destek sağlayacak Ermeni ve Rum çetelerinin bulunmaması sebebiyle Bilecik bölgesinin en güvenilir yeri olmuştur. Anadolu’nun 4 yıl sürecek varoluş mücadelesinde Bu mücadelenin 12 ay 45 günlük zorunlu hicret sürecinde Bilecik, Gölpazarı’ndan idare edilmiştir.

Gölpazarı; ‘Bölgenin Düşman ayağı değmemiş nadir kasabalarından biri’ olarak bölge tarihinde hak ettiği yeri alacaktır.

Hasan TAŞCI

Araştırmacı Yazar

06.09.2022

 

reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.