bodrum escort kızlar

BİZ BU CUMHURİYETİ KOLAY KURMADIK! « Gölpazarı Haber Portalı

1 Aralık 2022 - 01:31

BİZ BU CUMHURİYETİ KOLAY KURMADIK!

reklam
BİZ BU CUMHURİYETİ KOLAY KURMADIK!
Son Güncelleme :

29 Ekim 2022 - 20:37

90 kez okundu

(Milli Mücadele öncesi Gölpazarı’nda yaşanmış bu hikâye; Ali Özyavuz tarafından aktarılan bir anı üzerine kurgulanmıştır.)
Mehmet Nuri havanın ayazına aldırış etmeden Bilecik’ten Gölpazarı’na doğru atını mahmuzladı. Yunan ordusunun Anadolu’yu işgali hakkında nahiye halkının bilgilendirilmeye ihtiyacı olduğunu düşünmüş olmalılar ki kasaba müftüsü ….. ile kadısı Osman Bey tarafından Cuma hutbesinde konuşma yapması için özellikle kasabaya davet edilmişti. Gece karanlığına kalmamak için oldukça hızlı hareket ediyordu. Vezirhan köyü yol ayırımında ki karasu çayının üzerinde ki tek gözlü taş kemer köprüden geçerek Mahan köyüne doğru atını sürdü. Köyün hemen karşısında tüm heybetiyle Meryem Dağı yükseliyordu. Mehmet Nuri Efendi dağın heybetine kendisini öylesine kaptırmıştı ki, atı aniden tökezledi. Mehmet Nuri Efendi’nin dalgınlığı bu tökezlemeyle birlikte sona erdi.. Karşısında coşkuyla akan Sakarı (Sakarya Nehri) vardı. Kıvrım kıvrım akan suların sesleri, “Düşman buradan öte geçemez, korkman gardaşlar!” diye kulağına fısıldıyordu. Hemen ötesinde yıkık dökük Roma’dan kalan taş köprünün temel kalıntıları “beni onarın artık!” der gibi yakarırcasına yalvarmaktaydı. Dedesinin bir zamanlar Vezirhan köyü Rumlarından işittiği Sakarya’yı anlatan bir şiir ve öyküyü hatırladı. Uzun kış gecelerinde dedesinin dizlerinde yatar, sobada çıtır çıtır yanan odun ateşine bakarak anlattığı hikâyeleri dinler, anlatılanları sanki kendi yaşıyormuşçasına hayal ederdi.
“Kibirli Batı’dan ve Media halklarından
Ve nice barbar kavminden sonra
İşte sen de ey Sakarya, bir hükümdar eyleminin kölesisin artık
Akıyorsun şimdi şu kemerlerle dizginlenmiş olarak
Bir zamanlar geçit vermezdin gemilere, dizgine gelmezdin
Şimdi boyun eğmişsin taşların aşılmaz gücüne….”
“Sangarios (Sakarya) ırmağının kızı, su perisi Nana, sıcak bir günün akşamı serinlemek için kendini sakarın serin sularına atmış. Gözlerden uzak çimerken bir bade dalının ağacı üzerine eğilmiş. Su perisi badem dalındaki bademi koparmış. Soyduğu bademi yemeden önce, her nedense, badem içinin aklığını, teninin aklığı üzerine tutmuş. Badem içini yumuşak iki göğsü arasında tutarken, hayret ve hayranlıkla baka kalan gözleri önünde tufah şeyler olmaya başlamış: Sanki badem içinin ve göğsünün aklığı eriyerek birbirine karışmaya koyulmuş. Su perisi böyle bakadururken, içine tatlı bir baygınlık yayılmış. O sıralarda güneş, pembe pembe batmaktaymış, bütün dünya pespembe bir boşluk olmuş. Su perisi uyandığında yıldızlar pırıl pırılmış. Tatlı tatlı esnerken, gebe kaldığının farkına varmış. Dokuz ay sonra yüzüne bakılmayacak güzellikte bir oğlan çocuğu doğurmuş.”
Küçük bir çocuk iken dedesi ne çok hikâyeler anlatırdı. En çok da Meryam Dağı hikâyesini dinlemeyi severdi. Mehmet Nuri bir kez daha atalarını saygıyla yâd ederek atını Sakarya Nehri’nin sularına doğru mahmuzladı. Nehrin karşısına tahta bir sal vasıtasıyla geçiliyordu. Karşıya geçmek için sal bulmakla uğraşamazdı. Zamanın padişahı uzunca bir tahta köprü yaptırmıştı. Sakarya’nın azgın suları birçok şeyi alıp götürdüğü gibi onu da yerinden söküp götürmüştü. Bin bir zahmetle bulduğu nehrin sığ görünen bir alanından atını nehrin soğuk sularına sürdü. Atının maharetiyle karşıya nihayet geçebilmişti, geçmesine de beline kadar ıslanmıştı. Islak urbalarına aldırmadan Ak Ova’yı geçip dikenli boğaza ulaşmıştı bile.
Dikenli boğazda kısa bir süre yol aldıktan sonra Susuz köyü yol ayrımında bulunan çeşme başında bir vakit mola verdi. Etrafta kurumuş dal parçalarını topladı, ufak bir ateş yaktı. Ateşin az da olsa verdiği sıcaklık ile ıslanmış urbalarını kurutmaya çalıştı. Bu arada oldukça yorulmuş olan atı da biraz da olsa dinleniyordu. Heybesinden çıkardığı kaba aba kumaş ile atının ıslaklığını silmeye başladı. Kısa bir dinlenmenin ardından tekrar atını Gölpazarı ovasına doğru dörtnala sürdü. Dikenli boğazdan çıktığında karşısında bir zamanların gölü, şimdilerin ise bataklığı kovalık ve beyazlıklara bürünmüş boylu boyunca karşısında öylece uzanıyordu. Sağ yamacında mermi siluetini andıran Kurşunlu Kayası tüm heybetiyle durmaktaydı. Babası Mustafa Bey’den bu kayaya kurşunlu adının neden verildiğini çok dinlemişti.
“Eski zamanlarda Terkmal ve Göldağı Ermenileri arasında ki sınır anlaşmazlığından kaynaklanan sorunlar çıkmış. İki köyün silahlı gençleri kayalık bölgenin civarında toplanmış. İki grubun arasında şiddetli çatışmalar çıkmış, çok mermiler atılmış, çok ölümler olmuş. Bu nedenle bu heybetli yükseltiye Kurşunlu Kayası denmiş.”
Kurşunlu kayasının hemen alt yamacında, bataklık boyunca uzanan Göldağ Ermenilerinin tahtadan yaptığı iki ve tek katlı böceklik evleri sıralı olarak sıralanmaktaydı. Bataklık ve çevresi alabildiğine dut ağacı ile kaplıydı. Bahar ve yaz mevsimi bu bölge görsel bir şölene dönüşüyordu. Hele Hıdrellez günlerinde yaşananları anlatmaya sözcükler yetersiz kalırdı. Bölgede yaşayan Müslüman’ı, Ermeni’si asırlardır hiç kavga etmeden birlikte yaşamaya alışmışlardı. Taa… ki! Osmanlı zayıf düşene kadar! Mehmet Nuri Efendi birden duraksadı, dudaklarından belli belirsiz sözcükler duyuldu.
– Ya şimdi? Ne oldu da ayrılık oldu? Besle kargayı oysun gözünü!
Mehmet Nuri bunları düşünürken atının bataklığa sapmaması için atının yularına sıkı sıkı sarıldı. Bataklık gölün kenarındaki bir arabanın geçebildiği dar ve sapa yoldan atını dikkatlice sürerek kasabaya doğru yoluna devam etti.
Gölpazarı ahalisi, Bilecik müftüsünü karşılamak için çarşı camiinde toplanmıştı. Cuma selası verilmiş, ezanın okunması an meselesiydi. Gölpazarı müftüsü ve Osman kadı iyice telaşlanmıştı ki dörtnala gelen doru atın üzerindeki Mehmet Nuri Efendi’nin dörtnala gelişini geldiğini görünce rahatladılar. Müezzin efendi cemaati artık namaza davet ediyordu. Anadolu üzerinde oynanan oyunları anlatmanın en uygun olduğu zaman Cuma hutbeleriydi. Mehmet Nuri Efendi Cuma hutbesinde oldukça hararetli konuşuyor, Cihan harbi sonrası yaşanacak durumun vahametini kasaba halkına anlatmaya gayret ediyordu. Cuma hutbesi bilinenden oldukça uzun sürmüştü. Namaz bitmiş, başta Bilecik Müftüsü, Osman Kadı, Gölpazarı müftüsü ve kasabanın ileri gelenleri selamlaşma faslı için uzunca bir hat oluşturmuşlardı.
Cuma namazı sonrası çarşı camii dışında yapılan selamlaşma esnasında bir yabancının ürkek tavırları Gölpazarı müftüsünün dikkatini çekmişti. Selamlaşmayı keserek birdenbire Mehmet Nuri Efendi’nin yanından ayrıldı. Ürkek bakışlarıyla etrafa bakınan kasaba halkından olmayan bir yabancının yanına hızlı adımlarla yanaştı. Mehmet Nuri Efendi, Gölpazarı müftüsünün bu ani hareketi sonrası önce şaşırmıştı. Şaşkınlığını üzerinden attı. Yabancı ve müftü arasında geçen hararetli sohbete iştirak etti.
– Hayrola! Nereden gelip nereye gidersin?
Yabancı ürkek ve tedirgin bakışlarıyla,
– Geyve Ortaköy’den geliyorum.
Yabancının hareketlerinden kuşkulanan Gölpazarı müftüsü ısrarla sorusunu tekrar etti. Durumun vahametini anlayan yabancı bir an için duraksadı;
– Terkmal köyüne gidiyordum da?
– Gidiyorsun da, Terkmal’de ne yapacaksın?
Bu esnada namazdan çıkan cemaatte, müftü ve yabancı arasında geçen bu gergin sohbeti görmüş olacak ki ikilinin etrafını çevreleyerek çoktan bir halka vaziyeti almıştı. Başına kötü şeyler geleceğini anlayan yabancı kekeleyerek;
– “Ortaköy’ün Rum papazı bir kâğıt verdiydi de…! Terkmal köyüne varasın, bunu da papaza veresin, dedi.” diyerek ağzında ki baklayı ufaktan da olsa kaçırdı.
Gölpazarı Müftüsü;
– “Ver bakayım sen şu kâğıdı bana!’, deyip ve yabancının elinden pusulayı kaptığı gibi hızlıca kendine doğru çekti. Pusulada yazılanı okuduktan sonra pusulayı yanında duran Bilecik Müftüsüne uzattı.
– Gördün mü olanı müftüm. Anlaşılan hutbede sözünü ettiklerin doğruymuş.
Yabancının üzerinde taşıdığı kâğıt pusulada şunlar yazılıydı:
“Derhal hazırlanın! Kasım ayının ikinci Perşembe günü hep beraber saldırıya geçiyoruz!”
Gayrimüslimler tarafından Terkmal ya da Torkoman ismiyle çağrılan Türkmen köyü 2.600 nüfusu ile bölgenin en fazla nüfusa sahip bir Ermeni köyüydü. Pusula da, “Kasım ayının ikinci Perşembe günü hep beraber saldıracağız!” notu Terkmal Ermenilerinin saldırıya geçmesi için gönderilen bir pusula olmalıydı.
Gölpazarı müftüsü notu Mehmet Nuri Efendi’ye uzattı. Mehmet Nuri bu notu Bilecik’te bulunan kolluk kuvvetlerinin komutanı Kolağası Arnavut Mustafa Efendi’ye ulaştırdı. Arnavut Mustafa Efendi kısa sürede yaptığı kovuşturma ile Ermenilerin Terkmal köyünün hemen alt yamacında akan sürüm deresinde bulunan bir damda toplanacakları haberini aldı. Bir grup atlı birliği ile Sürüm deresine doğru yola çıktı. Kasım ayının ikinci Perşembe günü yapacakları çatışmanın ön hazırlığını yapmakta olan Ermeni çetesini burada pusuya düşürdü. Kolluk kuvveti ve Ermeni komitacılar arasında şiddetli çatışmalar başladı. Çete lideri Aslan isminde iri yarı bir adamdı. Arnavut Mustafa Efendi, çete liderini çatışma esnasında yaralamayı başardı. Yaralı ermeni komitacı kolluk ağası Arnavut Mustafa Efendi’nin üzerine bıçakla saldırdı. İkili arasında devam eden boğuşma sonrasında Aslan isimli komitacı öldürüldü. Fakat bu arbede esnasında Kolağası Arnavut Mustafa Efendi de kolundan bıçakla yaralanmıştı.
Bu olay, kasabanın belki de makûs tarihinin döndüğü en önemli olaylardan biri olacaktı. Ermeni komitacıların çatışma hazırlığı bir müftünün dikkati sayesinde çok büyümeden engellenmiş ve bu kalkışma hazırlığı kahraman bir müftü sayesinde önlenmişti. Ahalinin gözünün önünde cereyan eden bu olay, Bilecik Müftüsü Mehmet Nuri’nin Cuma hutbesinde anlattıklarının ne kadar doğru olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştı.
Bu olaydan beş yıl sonra kasaba civarında küçük bir olay daha yaşanacaktı. Milli Mücadele döneminde tehcir kararı nedeniyle çıkan bu olay başka bir Ermeni köyü olan Göldağ köylüleri ile bir Türk köyü olan İncirli köylüleri arasında yaşanacaktı. İki gün süren bir çatışma sonrası bölgede başka bir olay yaşanmayacaktı.
Milli Mücadele öncesi kasabada alınan tedbirler sayesinde Gölpazarı kasabası, bölgenin en güvenli yeri haline gelecek, Kuva-yı Milliye güçlerinin dinlenme, toplanma ve önemli ikmal merkezlerinden biri haline gelecekti.
Hasan TAŞCI
29.10.2022

reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.